Giriş
Kamuoyunda “Alevi Açılımı” olarak bilinen ve Alevi-Bektaşilerin belli
başlı taleplerini demokrasi ve insan hakları temelinde yeniden ele alıp
değerlendirme amacı güden Hükümetimiz, Bakanlığımız himayesinde bir
dizi toplantı gerçekleştirmiştir.
Bu toplantılarda şimdiye değin değişik platformlarda görüş ve
düşüncelerini açıklamak durumunda kalan Alevilerin istek ve
temennilerinin belirlenmesi ve bu çerçevede atılacak adımların sıralanması
hedeflenmiştir.
Kamuoyunda birbirinden farklı talepleriyle, değişik ideolojik ve siyasal
referanslarıyla tanınan Alevilerin örgütsel çeşitliliği ve sorunlarının
çokluğu, çözüme yönelik adımların belirlenmesi konusunda birtakım
güçlüklere yol açmaktadır. Bununla birlikte devlet, ayrım gözetmeksizin
vatandaşlarının taleplerini dikkate almak durumundadır. Birlikte barış
içinde yaşamanın en temel yolu bu temel yaklaşım biçiminden
geçmektedir.
Bu nedenle Alevi ve Bektaşilerin kamuoyuyla buluşan ve bir hayli
çeşitlenen tepki ve taleplerinin sağlıklı bir şekilde değerlendirilmesine
ihtiyaç duyulmuştur. Ulusal ve uluslar arası mahfillerde kendine karşılık
bulabilen ve yer yer sert sayılabilecek çıkışlarla da takviye edilen söylem
ve çıkışların soğukkanlı bir şekilde ele alınması için, konunun belli başlı
taraflarını kademeli olarak bir araya getirmek ve ardından da ulaşılan
diyalog zemininde gerçek ve sahici çözümleri devreye sokmak
gerekiyordu.
Bu bağlamda müzakere sürecini sadece Alevilerle değil, bilim
insanlarını, ilahiyatçıları, sivil toplum kuruluşlarını, medya mensuplarını ve
siyaset dünyasından eski ve yeni milletvekillerini de katarak, problemin
çözüm noktalarını ülkenin ortak gündemiyle buluşturmak gerekmiştir.
3
Kabul etmek gerekir ki devlet, bugüne kadar Alevilerin talepleri
konusunda doğrudan bir iletişim kurmak ve belli başlı tarafları tatmin
edebilecek bir açılım sunmada yeterli bir mesafe alamamıştır. Bu
çalıştayların amacı, temsil değeri yüksek bir buluşma ortamı sağlayarak
sorunların çözümünde herkese söz hakkı vermek ve katılımcı demokrasinin
gereklerine uygun bir müzakere süreci başlatmaktır. Uzun soluklu bir
girişime, sağlam ve kalıcı adımlarla başlamanın, mesafe almak açısından
yararlı olacağı öngörülmüştür.
Toplantılar yedi aşamalı olarak gerçekleştirilmiştir. Her bir toplantı
çalıştay formatında düzenlenmiştir. Sunumların geniş bir çerçevede
tartışılması ve bir sonuca gidilmesi yönündeki kararlılık her bir çalıştayın
temel özelliği olmuştur.
Bu çalıştayların ilki 3–4 Haziran 2009 tarihinde Ankara’da, ikincisi 8
Temmuz 2009 tarihinde İstanbul’da, üçüncüsü 19 Ağustos 2009 tarihinde
Ankara’da, dördüncüsü 30 Eylül 2009 tarihinde yine Ankara’da, beşincisi
11 Kasım 2009 tarihinde İstanbul’da, altıncısı da 17 Aralık 2009 tarihinde
Ankara gerçekleştirilmiştir. Çalıştaylar dizisi 27–30 Ocak 2010 tarihinde
Ankara Kızılcahamam’da gerçekleştirilen yedinci ve son çalıştayla
tamamlanmıştır.
Şimdiye değin gerçekleştirilen çalıştaylara katılanların toplam sayısı,
inanç rehberleriyle (dedeler) gerçekleştirilen buluşma da dahil 400’e
ulaşmıştır. Her çalıştaya ortalama 40 ile 45 kişi arasında değişen sayılarda
iştirak sağlanmıştır.
Gerçekleştirilen tüm çalıştaylarda:
İlgili kamuoyunun Alevilik hakkındaki belli başlı
değerlendirmelerine ulaşmak,
Alevilerin temel sorunları hakkındaki görüşlerine ulaşmak,
4
Alevi sorununun çözümü konusunda ne tür önerilere sahip
olduklarını gözlemlemek,
Genel kamuoyunun açılım bağlamında oluşturabileceği
refleksleri tespit etmek,
Birlik, beraberlik ve kardeşliğin önündeki engelleri belirlemek,
fırsat ve imkân alanlarını çoğaltmak,
Bir yol haritası için gerekli olan bilgi akışını kontrol etmek
amaçlanmıştır.
Nihai rapor, önümüzdeki süreçte, bu çalıştaylarda ortaya konan
görüş, düşünce ve önerilerden hareketle etraflı bir şekilde hazırlanacaktır.
Yedinci çalıştayda, şimdiye kadar gerçekleştirilen tüm oturumlardan
seçilen 43 kişilik bir katılımcı grubuyla son bir değerlendirme yapılmıştır.
Bu kişiler akademisyenler, ilahiyatçılar, sivil toplum kuruluşları, medya ve
siyaset alanlarından tercih edilen isimlerden oluşmuştur.
Katılımcıların ekseriyetini Aleviler oluştururken, bu çeşitlilik içinde
ulaşılması gereken amaç, farklı alan ve söylem düzeylerine sahip
katılımcılar arasında sağlıklı bir diyalog zemini kurabilmek ve “taraf”lar
arasında sorunun derinlemesine müzakere edilmesini sağlamak olmuştur.
Çalıştay sonunda bu amaca ulaşılırken, birçok konuda Alevi-Bektaşi
katılımcılar arasında da görüş ayrılıklarının varlığı dikkat çekmiştir.
10 oturumdan oluşan 7. Çalıştayda aşağıdaki konular ele alınmıştır:
I. Müzakere: Alevilik: Çerçevelendirme Sorunları
II. Müzakere: Kimlik ve Beyan Sorunları
III. Müzakere: Anayasal ve Hukuksal Sınırlar
IV. Müzakere: Diyanet İşleri Başkanlığı
V. Müzakere: Zorunlu Din Dersleri
5
VI. Müzakere: Madımak Oteli’nin Düzenlenmesi
VII. Müzakere: İnanç Rehberleri (Dedelik)
VIII. Müzakere: Cemevlerinin Statüsü-I
IX. Müzakere: Cemevlerinin Statüsü- II
X. Müzakere: Genel Konular
Sonuçlar
I. Alevilik: Çerçevelendirme Sorunları
Aleviliğin içeriği ve tanımlanması konusunda katılımcılar arasında
görüş ayrılıkları çıksa da bu konudaki hassasiyetin genellikle devletin
Aleviliğe bir çerçeve çizeceğinden duyulan kaygılardan kaynaklandığı
anlaşılmıştır.
Anadolu Aleviliğinin çeşitlilik içeren özellikleri ve şimdiye değin
konuya devlet nezdinde mütekamil bir girişimin gerçekleştirilmemiş
olmasının beslediği önyargılar nedeniyle çerçevelendirme konusunda
abartılı sayılabilecek bir duyarlılık oluşmuştur.
İlk oturumlarda tepki gösterilen başlık, ilerleyen süreçte soğukkanlı
bir şekilde ele alınabilmiştir. Aleviliğin İslam üst başlığı altında “Hak-
Muhammed-Ali” kavramları etrafında oluşan bir inanç ve erkân yolu
olduğu konusunda tam bir uzlaşma sağlanmıştır.
II. Kimlik ve Beyan Sorunları
Aleviler her alanda ayrımcılığa uğradıklarını ifade etmişlerdir. Sorunun
gerek Sünni gerekse Alevi kesimlerinin karşılıklı hoşgörü, diyalog ve
empati eksenli girişimlerle aşılabileceğinin paylaşıldığı oturumda, özellikle
devletin yasal düzenlemeler marifetiyle ayrımcılığı besleyen ve
kurumsallaştıran unsurlardan mevzuatı arındırması gerektiğine vurgu
yapılmıştır.
6
Bu bağlamda kimlik ve beyan konusunda ortaya çıkan sorunların
eğitim müfredatı, tarihsel önyargılar, iç ve dış kışkırtmalar, cehalet ve iyi
niyet eksikliğiyle pekiştirildiğine vurgu yapılmıştır.
III. Anayasal ve Hukuksal Sınırlar
Aleviliğin bir kimlik farklılaşması içinde ortaya çıkmasının sakıncaları
özellikle Devrim Kanunları (Tekke ve Zaviyeler Kanunu) ve ulus-devlet
yaklaşımın üzerine oturduğu siyasal ve kültürel zemin açısından tartışılmış,
problemin giderilmesi için sıkı bir analitik incelemeye duyulan ihtiyaç
vurgulanmıştır.
Yasalarda gerçekleştirilecek düzenlemelerin tutarlı ve uyumlu bir
yapılanma üretmesine dikkat çekildiği toplantıda, yeni ayrımcılık alanlarına
yol açacak girişimlerden özenle kaçınılması gerektiği kaydedilmiştir.
Öte yandan tüm katılımcılar, bu düzenlemelerin sadece yasal bir
zeminde gerçekleştirilmesinin sağlıklı bir sonuç elde edilmesine imkân
vermeyeceğini, geliştirici asıl adımların toplumdaki farklı dini, kültürel ve
siyasi eğilimler arasında yapılması gerektiğini belirtmişlerdir.
Alevilik bağlamındaki tüm sorunların her şeyden önce “taraflar”ın
birbirlerine karşı yakınlaşmasını artırıcı, psikolojik süreçlere tabi olması
gerektiği her vesileyle teyit edilmiştir. Bunun için de Sünni ve Alevi
vatandaşların özenli çabalarına duyulan ihtiyacın altı çizilmiştir.
Konunun belli başlı unsurlarının ele alınmasında kaçınılmaz bir şekilde
dikkate alınması gereken birkaç temel Anayasa maddesi hakkında
çekingen davranıldığı anlaşılmıştır. Örneğin “Tekke ve Zaviyeler Kanunu”,
“Tevhid-i Tedrisat Kanunu” ve yine Anayasa’nın 24. Maddesi gibi
konularda tartışmanın derinleştirilmesine ihtiyaç duyulmadan, sorunların
bu kanunların sınırlarına dahil olmaksızın aşılması istenmiştir. Bu vesileyle
söz konusu kanunları ele almanın zorunlu olduğunu vurgulayan kimi
itirazlar da toplumsal birlik ve karşılıklı güven havasını zedeleyeceği
kaygısıyla rağbet görmemiştir.
7
IV. Diyanet İşleri Başkanlığı
Yaygın Alevi söylemi Diyanet İşleri Başkanlığı’nın meşruiyetine
eleştirel bakmakta ve uzun vadede tutarlı bir laikliğin icrası açısından
Diyanet’in lağvedilmesini savunmaktadır. Çalıştayda Diyanet İşleri
Başkanlığı’nın mevcut koşullardaki pozisyonu ele alınarak bu beklentinin
rasyonel olmadığı konusunda taraflar arasında geniş bir mutabakat
sağlanmıştır.
Alevilerin, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yeniden yapılandırılması
arzusuna bağlı olarak, içine diğer inanç gruplarını da birer seksiyon olarak
katma konusundaki eğilimler de tartışma konusu olmuştur. Alevilerin sivil
bir inanç grubu olarak kalmakta ısrarlı oldukları, Sünni Müslümanların da
kendileri gibi daha sivil bir yapılanma içinde özerk bir kamusal kuruma
sahip olmalarının yollarını aramaları gerektiğine işaret edilmiştir.
Ayrıca Aleviler, Diyanet aracılığıyla Sünni vatandaşlara sağlandığı
iddia edilen hizmetlerin, aynı şekilde gerçekleştirilecek bir düzenlemeyle
kendilerine de sağlanmasını istemişlerdir. Eşitliğe aykırı uygulamalardan
vazgeçilmesi, örneğin Diyanet İşleri Başkanlığı’nın hizmetlerini kendileri
açısından gereksiz bulan Aleviler, söz konusu hizmetleri besleyen
vergilerden muaf tutulmaları gerektiğini ısrarla vurgulamışlardır. Bu
hususu, Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan katılan kimi katılımcılar da
desteklemiştir.
Neticede çalıştayda Cumhuriyetle yaşıt Diyanet İşleri Başkanlığı’nın
önemini kimse göz ardı edememiştir. Lağvedilmesini isteyenler bile,
gelinen noktada, bugünden yarına bunun çok da mümkün olamayacağını,
ancak daha sivil bir yapıya kavuşturulması gerektiğini önemle
vurgulamışlardır.
Katılımcılar, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın İslam’ın tüm yorumlarını da
içine alacak şekilde orta ve uzun vadede özerk bir yapıya kavuşması
gerektiğini vurgulamışlardır. Ayrıca ileride dini vergi uygulamasının
8
başlatılmasının da türlü inanç ve din örgütlenmelerinin birlikte barış içinde
hizmet alanları üretmelerine katkı sunacağı belirtilmiştir.
V. Zorunlu Din Dersleri
Alevilerde yaygın ve ilgi gören temel yaklaşım Din Kültürü ve Ahlak
Bilgisi derslerinin zorunlu olmaktan çıkarılmasıdır. Konu derinlemesine
müzakere edilmiş, dinler, mezhepler ve inançlar üstü bir din öğretimine
bilinen nedenlerle tüm vatandaşlarımızın ihtiyacı olduğu teyit edilmiştir.
Bununla birlikte “zorunluluk” ifadesinin Aleviler arasında siyasi ve kültürel
nedenlerle açık bir rahatsızlık ifade ettiği de dile getirilmiştir.
Ders müfredatının tüm toplum kesimlerince kabul görecek bir üst dille
ve tarafları rencide etmeyecek aksine önemli ölçüde rahatlatacak bir
perspektifle hazırlanmasına duyulan ihtiyaç tam bir ittifakla beyan
edilmiştir.
Bu amaçla ilgili komisyonların kurulması ve konunun teknik
taraflarının gerçekleştirilmesine azami dikkat göstermesinin toplumdaki
tedirginlikleri daha baştan azaltacağına işaret edilmiştir.
Öte yandan Anayasamızda yeri olmakla birlikte bugüne kadar değişik
nedenlerden dolayı uygulanmamış bir imkânın da hayata geçirilmesi
konusunda bir uzlaşma oluşmuştur.
Bilindiği gibi Anayasa, isteğe bağlı din öğretiminin verilebilmesine
fırsat veren bir seçeneği de içinde barındırmaktadır. Buna göre isteğe
bağlı din öğretimi de ilgili mevzuat doğrultusunda gerekli düzenlemeler
yapılarak gerçekleştirilebilir.
Bütün bu değerlendirmelerle, iki ayrı yol ve yöntemin sorunun
aşılabilmesi için yeterli olacağı sonucuna ulaşılmıştır.
İlkinde aslolan din kültürü ve ahlak bilgisi öğretimidir. Bu uygulama
zaten mevcuttur ve zorunluluk çerçevesinde uygulanmaktadır. Ancak
9
bundan böyle uygulamada dikkat edilmesi gereken nokta müfredatın
yeniden şekillendirilmesidir. Dolayısıyla bu müfredat kaçınılmaz bir şekilde
herhangi bir inanç grubunun düşünce ve çıkarlarına doğrudan atıfta
bulunmayan belli bir dikkati yansıtmakta ısrarcı olarak
gerçekleştirilecektir.
Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretimi, uluslararası standart ve
uygulamaları dikkate alan bir özenle hazırlanacak ve yine zorunlu olarak
okutulmaya devam edilecektir. Bütün bu düzenlemeler, evrensel ve genel
ahlak ilkelerinin öğretimine öncelik verilerek gerçekleştirilecektir. Aslolan
zorunluluk ilkesinin kaldırılmasıdır, ancak mevcut koşullar dersin bu
çerçevede sürdürülmesini haklılaştıracak doneler sunmaktadır.
Bu bağlamda ortaya çıkan ikinci olanak da yasada belirtilen koşullarda
yararlanılabilecek yeni bir alanın devreye sokulmasıdır. Bu ise isteğe bağlı
din eğitimi programıdır. Böylece ilgili inanç gruplarının üzerinde mutabık
oldukları bir eğitim müfredatı aracılığıyla çocuklarına din eğitimi vermeleri
sağlanacaktır. Bu düzenlemeler Anayasamızın genel-geçer ilkelerine
sadakat içinde tanzim edilerek uygulamaya konacaktır.
Sonuç olarak Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretimi zorunlu olarak
varlığını sürdürecek ancak müfredat, yeniden ve tüm inanç gruplarının
üstünde bilgi vermeyi önceleyen üst bir dille hazırlanacak, isteğe bağlı din
eğitimi de ilgili grupların üzerinde mutabık kaldıkları bir müfredatla
gerçekleştirilecektir.
Bu durumda Alevi ve Sünni vatandaşlarımız kendi inanç ve ritüellerini
eğitim esaslı olarak devletten alma olanağı bulabileceklerdir. Zorunlu din
dersleri gerekli düzenlemelerini yeniden yapmış ilahiyat fakültesi ya da Din
Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmenliği mezunu öğretmenler tarafından
verilecektir. Ancak Alevilerin isteğe bağlı derslerden yararlanabilmeleri için
de mutlaka Alevi öğretmenlerin sürece dâhil edilmeleri gerektiği
vurgulanmıştır.
10
Bu öğretmenlerin, yeniden düzenlenmiş olsa da ilahiyat mezunları
arasından istihdam edilmesinin mahzurlarına da vurgu yapılmıştır. Teknik
alt yapı tarafları tatmin edecek bir düzeye erişinceye kadar gereken
mevzuat değişikleriyle Alevi uzmanlardan yararlanılarak bu dersler
verilebilecektir. Ancak bu dersi uzun vadede verebilecek yetkinlikte
öğretmenlerin hangi süreçlerde eğitileceği gibi konularda Alevi
katılımcıların henüz tatminkâr ve yeterli sayılabilecek önerilere sahip
oldukları söylenemez.
VI. Madımak Oteli’nin Düzenlenmesi
Büyük bir acıyı temsil eden Madımak Oteli’ndeki facia katılımcıların
tamamı tarafından lanetlenmiş, bu konuda yeni gerilim ve çatışmalara
fırsat verecek adımlardan sakınılması gerektiği özellikle vurgulanmıştır.
Tüm katılımcılar olayın bir Sünni-Alevi çatışması olarak
değerlendirilemeyeceği konusunda hemfikirdirler. Esasen olayda hayatını
kaybedenler arasında 16 Sünni olduğu da vurgulanmıştır.
Olayın derin bir provokasyon olduğunun altının çizildiği toplantıda,
kitlelerin nasıl olup da bu olayda rahatlıkla kullanılabildiği gerçeğinden
hareketle başta insan yetiştirme düzenimiz olmak üzere ayrımcılık,
önyargılar ve cehaletle buluşan çatışma alanlarının yeniden masaya
yatırılması gerektiği konularında mutabık kalınmıştır.
Özellikle Alevi katılımcılar, kendi aralarında yüksek bir sembolik değer
olarak gördükleri Madımak Oteli’nin, bütün bu duyarlılığa rağmen ülkenin
birlik ve düzeninin esastan korunmasını dikkate alan bir düzenlemeyle
yeniden düşünülmesi gerektiğini vurgulamışlardır. Bu bağlamda müze
fikrinin tehlike ürettiği düşünülmüş, bunun yerine binanın yıkılarak bir
parka dönüştürülmesini katılımcıların büyük çoğunluğu desteklemiştir.
Etraftaki birkaç binanın da kamulaştırılarak bu alana dahil edilmesini
önerenler olmuştur.
11
Katılımcılar burada gerçekleştirilecek düzenlemenin kısa ve uzun
vadede yeni husumet alanlarına dönüşmemesi için başta Sivas olmak
üzere ülkenin her bölgesinde mevcut tansiyonu düşürecek girişimlerde
bulunulmasına gerek duyulduğunu ifade etmişlerdir. Sivas’ta sivil toplum
örgütleri, kanaat önderleri ve resmi katılımcıların da ortak olabileceği
değişik platformlarda bu süreci rehabilite ederek dönüştürecek girişimlere
başlanması gerektiği üzerinde ısrarla durulmuştur.
VII. İnanç Rehberleri (Dedelik)
Dedelerin statüsünün Aleviler arasındaki yerinin tartışılmaz olduğu
vurgulanmış, ancak yeni koşullar özellikle de kent Aleviliği söz konusu
olduğunda statünün yeniden değerlendirilmesi gerektiği hatırlatılmıştır.
Dedelere maaş konusuyla gündeme gelen sorun, Alevilerin devletle
nasıl bir irtibat içinde olacağı konusunda görüş ayrılıklarının ortaya
çıkmasına yol açmıştır. Maaş konusuna olumsuz bakanlar kadar, olumlu
yaklaşanlar da mevcuttur. Ancak toplantıda ağırlık olarak dedelerin
eğitimine ihtiyaç duyulduğu vurgulanmıştır.
Bu ihtiyacın bir an önce giderilmesi için belirli sürelerle dedelere
hizmet içi eğitimler verilmesi istenmiştir. Buna göre dedeliği, yeni koşulları
da dikkate alan bir düzenek içinde “ihya edecek” özgün bir düzenlemeye
ihtiyaç duyulmaktadır. Bu çerçevede eğitim kurumları yeniden inşa
edilebilir.
Ayrıca, Alevi bilgi ve külliyatının derlenmesi ve korunması amacıyla da
geniş ölçekli bir araştırma merkezinin kurulması istenmiştir. Bu bağlamda
ısrarla üzerinde durulan bir konu da Alevi-Sünni ortak tarih bilincine
yönelik çalışmaların gerekliliği olmuştur.
Burada önemli olan dedeliğin ilgili yasalarda bir formasyon kullanımı
olarak yasaklanmış olmasıdır. Alevi toplumundaki rolleri bilinmekle
beraber yasalar dedeliğin misyonunun sürdürülmesine izin vermemektedir.
12
Öte yandan dedeliğin misyonunu modern bilgi ve kültür kalıpları
içinde rasyonalize etme konusunda da güçlükler vardır. İyi niyetli adımlar
atarken bu güçlüklerin de dikkate alınması gerekecektir.
İnanç önderi ya da rehberi olarak yeniden isimlendirilen dedeler,
manevi bilgi kanallarına açık oldukları iddiasıyla tanımladıkları kişiliklerinin
modern eğitimle hangi çerçevede buluşacağı önemli bir sorundur. Bununla
birlikte dedelerin eğitilmesi konusu Aleviler arasında çok sık tekrarlanan
vurgular arasında yer almaktadır. Bu amaç doğrultusunda yeni
düzenlemeler yapılması gerektiği taraflarca kabul edilmiştir.
VIII. Cemevlerinin Statüsü
Cemevlerinin bir statüye kavuşturulması konusunda herhangi bir
görüş ayrılığı olmamıştır. Ancak bu mekânların birer ibadethane olarak
tanımlanması konusunda Alevi olmayan katılımcılar da kaygılarını ifade
etmişlerdir.
İslam içinde bir bölünmeye yol açabileceği, çünkü her dinin ancak bir
mabedi olabileceği vurgulanmış, bu durumda Alevilerin ibadethane
vurgusu yapmaktan kaçınarak kendi bildiklerini uygulama konusunda
devlet tarafından bilinen statüsü teyid edilen cemevleri ifadesiyle
yetinmeleri gerektiği ifade edilmiştir.
Bununla birlikte itiraz sahipleri de bu mekânlarda icra edilen erkân ve
uygulamaların ne olup olmadığına, ne sayılıp ne sayılmayacağına Alevilerin
karar vereceğini söylemekten de geri durmamışlardır. Cemevi
adlandırmasına “ehl-i beyt evi”, “inançevi”, “inanç ve kültür merkezleri”
gibi başka birtakım isimlendirme önerileri de eklenmiş ancak bunlar ilgi
görmemiştir.
Öte yandan cemevlerine “ibadethane” demeksizin, dernek ve
vakıflarına imkân tanımak ve kamu düzenini bozmadıkça bu kurumlara
yerel yönetimlerin yardımcı olması da öneri olarak sunulmuş ve bütün bu
önerilerin sonuçta teknik bir çalışma gerektirdiği anlaşılmıştır.
13
Mevzuatta doğacak sıkıntıları aşmak üzere ilgili kanuna bir ekleme
yapılması önerilmiştir. Buna göre madde aşağıdaki şekillerde tanzim
edilebilir:
“Birer inanç ve erkân merkezi olarak değerlendirilen cemevleri de
kanunlarda ibadethanelere tanınan bütün imkânlardan yararlanır”
veya
“Cemevlerine de aynı imkânlar sağlanır.”
Sonuç
Çalıştaylar başlangıçta öngörülen proje kapsamında olumlu bir
havanın doğmasını hızlandırmıştır. Son derece verimli ve geliştirici bir
şekilde tamamlanan süreç, sorunların müzakere edilerek aşılması
konusunda ilginç ve kalıcı tecrübelerin ortaya çıkmasına fırsat vermiştir.
Tartışılan tüm konularda ülkemizin birlik ve beraberliğine ortaklaşa
yapılan atıflar heyecan verici olmuştur. İlkesel düzeyde barışın ve bir
arada yaşamanın hiçbir pazarlığa meydan vermeksizin kabul edilmiş
olması sorunun çözümü noktasında taraflara emsalsiz fırsat alanları
sunmuştur.
Salzgitter Alevi Kültür Derneği | A.K.V Salzgitter e.V. | Marienbruchstr. 47A | 38226 Salzgitter
Telefon: 0 53 41 - 4 29 88 | Telefax: 0 53 41 - 17 99 41 | e-mail: kontakt@akv-salzgitter.de